Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Geçtiğimiz Temmuz ayında Başbakan Davutoğlu, gazetecilerle yaptığı bir sohbette, zat-ı âlilerinin “stratejik derinlik” diye bilinen dış politik zekasının düzeyini ortaya koyan şu ifadeleri kullandı:
“Suriye politikamızla bir destan yazdık!”
Bazı kelimeler bazı insanların ağzında ne kadar çirkinleşiyor, ne kadar iğdiş edilmiş bir hale bürünüyor.
Davutoğlu ve destan!
Suriye ve destan!
Destan kelimesi benim en hayran olduğum kelimelerdendir ve Türk tarihinin o unutulmaz destanlarını soluk soluğa okuduğum çocukluk yıllarında aldığım doyumsuz tadın hala ikliminde hissederim kendimi.
Davutoğlu ve destan!
Davutoğlu’nun destan yazdığı Suriye politikasının bugün son halkasında Rus savaş uçakları sınırlarımızda geziyor! Türkiye’nin yapacağı bir saldırı ile her an bir Rusya-Türkiye savaşı tehlikesi kapıya dayandı.
Batının güdümünde giderek, Esad’ı Esed yapan kuklalar, bugün Hazar Denizi’ndeki savaş gemilerinden attıkları füzelerle tam 1700 kilometre yol alıp Suriye’de Türkiye’nin desteklediği çeteleri tam isabet vuran Rusya’nın verdiği mesajı hala okumaktan acizler.
Sorun sadece sınırlarımızda gezen Rus savaş uçakları değil, sorun binlerce kilometre öteden ateşlenmeyi bekleyen füzeleri de kapsayan bir tehlike haline geldi.
Dün ayrıntılarıyla yazdık; Rusya, askeri ve siyasi olarak müttefik olduğu Suriye’ye destek veriyor, Türkiye ise o devleti yıkmaya çalışan çetelere.
Rusya’nın yaptığı devletler hukukuna uygun ve tamamen legal, Türkiye’nin yaptığı “çete hukukuna” göre şekillenmiş ve illegal!
Bugün “destan yazdık” diye hava atanlar, Suriye topraklarında örtülü bir savaş başlatarak, Lazkiye’de çok büyük bir askeri üs bulunduran Rusya’ya da savaş açtıklarının farkında değiller miydi?
Sevsinler sizin destanınızı!
250 bin ölü, 2 milyon göçmen, bölünen bir ülke, darmadağın olmuş hayatlar, kesilen kafalar, deşilen karınlar, denizlerde boğulan Aylan Kürdi’ler ve bütün bunlar bir destan!
Suriye’ye katar katar silah dolu TIR’lar gönderenler ve bu konuda kendilerine yapılan uyarılara fetih hayaliyle kulak tıkayanlar, bugün semalarımıza Rus MİG’lerini musallat ettiler.
Alın destanınızı yüzünüze çarpın!
Dün dost bildiğiniz ve dostluğunuzu bütün dünyaya ilan ettiğiniz Esad’ın ülkesine karşı yıllardır yaptıklarınıza “destan yazmak” değil “erlikten kaçmak, arkadan hançerlemek” denir.
Destan şairi diye bilinen rahmetli Niyazi Yıldırım’ın batıya köle olanları ve “okumuş” cahilleri de ihtiva eden, Türk’ü “er” olmaya çağıran muhteşem dizelerinden bir demet aktararak sonlandıralım “destan” yazısını:
“Er meydanlarından çekilir oldun
Çorak iklimlere ekilir oldun
Eğilmek bilmezdin bükülür oldun...
Sürer mi bu gaflet; daha kaç sene?
Uyan ey Türk uyan! Uyumak nene?
* * *
Köklerinden koptu okumuşların,
Batıyı put yaptı okumuşların,
Yaptığına taptı okumuşların...
Ey Türk! Kendine dön! Yad, yaban nene
Kalk, doğrul yerinden, yürü geç öne!
* * *
Acunda ne varsa kurudan, yaştan
Al Dede Korkut’tan, Hacı Bektaş’tan
Malazgirt ufkuna doğ yeni baştan...
Dilerim Tanrı’dan bu devran döne,
Uyan ey Türk! ... Uyan! Uyumak nene?
Muharrem Bayraktar